Gelive ebey, iki lafın belini gırıverem senle...

12 Aralık 2010 Pazar

OLD MANS




İhtiyarlar ihtiyar ihtiyarlar…

En sevdiğim insan türü

Evet bir insan türüdür, ihtiyarlar

Hayata çalımını atmış,

Onun cilvelerini eleğinden geçirmiş

Ve asmıştır yeleğini…

Sorgulayacaksım iyice irdeleyeceksin iç dünyanda

Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez.

İnsanoğlunun geleceğe yönelik planları hep payidar olacaktır.

Bulunduğu anı en akıllıca nasıl yaşar insan ?

Geleceğini düşünüp planlar yaparak mı o anın derinlerine varıp o zevk i almaya çalışarak mı?

Hep düşünür dururum ihtiyarlayınca ki vaziyetimi

İhtiyarlık birçoğumuzun tadacağı bir mertebedir, ben ihtiyarlığımı şimdiden görüyorum bakınız Güneri Civaoğlu .)

İhtiyarlarla ilgili sevdigim sözlerle bitireceğim bugünkü gösterimi..

Hayatın en büyük trajedisi çok çabuk yaşlanmamız, ama çok geç akıllanmamızdır.

Yasam geriye bakarak anlasilir, ileriye bakarak yasanir.

Genç iken öğrenilir ihtiyarlayınca hatırlanır.



23 Ocak 2010 Cumartesi

Sakin Ruh





Aşkın başladığı yerde gerçekten mantık biter mi?
Yoksa ikisi de birden gider mi?

Aşk’ın ilk soluğu mantığın son soluğu mudur?
Yoksa yalnız akıl ve fikir aşk olmadan bir yere kadar mı?
Aşık olunca gerçekten insanlar adaletini kaybeder mi?
İnsan her şeyi onun lehine olacak şekilde mi verir kararlarını?

Aşk bir yere kadar daha sonra otomatiğe bağlarsın,
ve sonra eski mantığına geri döner mi acaba?
“Ya da bu koca adamın arkasında duran bir kadın” mevzusu mu?

Böyle geniş bir alana yayıp içinde at koşturuyorum.
Henüz nihayetine erdiremedim koşuyu.
Bunlar biryana, yaklaşık 4 haftadır markajıma takılan birisinin olduğu gerçek.

Benim istediğim kadın rahat bir kadın olmalı bir kere.
Bana rahatlık vermeli.
Bayılıyorum rahat insanlara…
İşte bu tam öle birisi…
Ayrıca akıllı biri olduğu da aşikar.

Ne zaman canım sıkılsa, gidiyorum yanına,saçma sapan bir muhabbet açıyorum.
Benim için o an önemli olan sadece onun ses tonunu hissetmek ve içime söyle kuvvetlice bir su serptirmek.
Bakıyor önce o karakaşının altından, kömür gözleriyle süzüyor güzelce o anki ruh halimi.
O da sorduğum soruya alakasız bir şeyler söylüyor.

Ve daha sonra her şey otomatiğe geçiyor.
Unutuyorum ne varsa kafamı kurcalayan şey umurumda olmuyor.
Sakin bir ruh hali… Müthiş!
Aslında ona açılmayı da pek akıllıca bulmuyorum şu sıralar.
Benim çok beğendiğim bir söz vardır
“En uzun süren aşk karşılıklı olmayan aşktır”
Doğru mu değil mi? Bilemem; ancak bunu zaman bilir.

25 Eylül 2009 Cuma

Gidiyorlar, gündüz gece.


Her bayram geldiğinde içimde farklı bir üzüntü doğar.
Nedeni;her yıl bayram tatillerini kana bulayan, trafik kazaları.
Yine bayram bilançosu,hüsran.
-100'den fazla ölü, birsürü de yaralı.
Ne yazık ki yine yollar kan gölü.
'Peki bunun nedeni ne ?' Hep sorarım bunu kendi kendime.
-Yapılmamış ve bölünmüş yollar mı,insan hataları mı yoksa daha başka şeyler mi ?
Ya da Ünal Turgut'un deyimiyle,
'Yatakta canavar gibi olmayanlar,yollarda trafik canavarı mı oluyor?'


Avrupayla yapılan bir karşılaştırmaya bakalım,
*Türkiye’de 1 yıldaki ölümlü kazaların toplamı, 27 AB ülkesinin 1 yıllık toplam kazası kadar.
*Bizdeki kazaların %40 alköllü araç kullanmaktan, onlarda ise bu oran %5;avrupayı böyle acı tablolarla geçmek beni bu ülkenin vatandaşı olarak düşündürüyor.
Şu da bir gerçek cezalar avrupaya göre çok düşük, özellikle kırmızı ışık ve emniyet kemeri konusunda uçuk farklar var.
Az önce ulaştırma bakanı yapılan yollardan dolayı bölünmüş yollarda olan kazalar geçen bayramlara göre %80 civarı az oldugunu söledi.
Bu tabloda sevineyim mi yoksa üzüleyim mi ?
-Bilemedim.
Tek dileğim:İnsan hayatına daha çok değer verilen bir yurtta yaşamak.

24 Eylül 2009 Perşembe

KELLE-PAÇA



Ohhh be sonunda yazasım geldi uzun bir aradan sonra...
Tamda herkes uyurken..(bu müthiş birşey)
Hadi yazalım birşeyler ..
- İyi de ne ?(Bak böle giderse yine hiç bi şey yazamadan kapatacam haa!!!)
- O kadar çok şeyi yazmak istiyorum ki içimdekileri ortaya şöyle doluca kusup iyice rahatlayayım.
Yazasım bir türlü gelmedi,napıyım sindire sindire...
Patlamaya hazır volkan konumundayım bir süredir inan..
Az önce değerli dostum Kemal ile paça çorbası içtik..
-mmm(müthiş)
Çok evvelden beri içeriz hayri efendinin bu leziz çorbasını...
Onun için müsteri önemlidir, cebine bakmaz gelenin, senin paran var şöyle gel yoktur onun yerinde.
Herkese de vermez bu çorbasını...
İnsanın tutukluk yapması iyi bi şey değil inan.
Yarın görüşürüz...Uykusu geldi bu ihtiyarın artık...
Ağzının tadı bozulmadan yatsın...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

The World Poker Tour-Kıbrıs


Epeydir kapalı, uğrayamadım restorana ...

Hayırdır bayram değil seyran değil nerdesin niye kapalı dükkan ?
Geçen haftadan beri, Kıbrıs semalarında esiyorum.
Fakat en çok canımı sıkan havanın bana uyum sağlamaması.
O, esmek değil benim yahnimi yapmaya niyetli, daha ilk adımda anladım niyetini.
Uçaktan indiğimde puuuhh...

Buhar üflüyor yüzüne karşı.
Rahat nefes almak ne mümkün...
—İyi de be adam ne işin var orda ?
Aslında bunun cevabı,
Türkiye de olma sebebim.
Bu yıl dünyanın en önemli turnuvası olan,
The World Poker Tour, Kıbrısta.
Bir Vegas havası olmasa da...
Kıbrıs bir başka...
Nasıl olurda ben olmam ki burada.

Dünyanın her yerinden poker oyuncuları gelecek bir çok kişide gelmiş görünüyor.
En önemlisi de Vegastan poker uzmanlarının buraya gelmesi.
Vegastan oyuncu hele de uzmanları getirmek hiç kolay bir iş değildir.
Bu kişileri izlemeye gelenler Kıbrıs’a yeter de artar bile.
Amerika da ki bir turnuvaya, 35 bin kişi izlemek için geldiği anımsanırsa.

Bu önemli ayağın Kıbrıs için yararını anlatmakla bitiremem…
Turizmdeki payın yarısını casinolardan alan bir ülke için bu turnuva çok değerli olmalı.
Şu ana kadar yaptığı en büyük turnuva diyebilirim rahatlıkla..

KKTC yi önemli çok değerli günler bekliyor.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Ön Yargıları Yıkmak




Vegasta olsun burada olsun ağırladığım misafirlerimin şaçma sapan Avrupa hayranlığı beni çıldırtıyor, özelliklede 'sözde entelektüel' misafirlerimin beyinleriyle oynayıp onları zihnimde yerden yere vurmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Aslında acıyorum onlara...
Korkunç derecede kalın bir önyargıları var bunların.
Bu özentiyi anlamak ne güç bişey.
Yemeklerle ya da içeceklerle milliyetçilik yapmak niye ?
Bu Fransız ya da Yunan...
Bunlar için çok önemi var bunun.
Anlamış değilim...
Damak neyi severse hoş o'dur.
İkram ettiğiniz herhangi bir şeyi ülkesine basarak söylerseniz, bunlar başka bir havayla yiyip içiyor.
-Bunu Fransa'dan getirttim bak..
-Bak bu İngiltere'den aldığım meşhur kahve...
- Azizim bayılırım ben İngilizlerin kahvesine...
Hayır aslında bizim bakkaldan pardon 'marketten' aldım o kahveyi...
İçine tuz katsam yine...
- 'Iımmmm' bu İngilizlerin kahvesi var ya dünya da yok.
Tabii kalite var, tat var o ayrı;ama bunlar da ondan yok.
Nedir bu zevksizlik, bayağılaşmak.
Fransız şarabı diye üzüm suyu versem beğeniyor.
-Evet bayım bunu pariste bir restaurantta tatmıştım.
Çırpınıyorum bak bunu yapma be adam.
Böyle bir Avrupai düşünce nereden gelir.
Anlamak için, tarihle ilişkilendirmek istiyorum belki tarihe özeniyorlardır bunlar..
Ama alakası yok o zaman ki Avrupa hayranlığı ile şimdikinin..
Tamam kalite,hassasiyet ama bunların onlarla bir ilgisi yok.
Bunların stil danışmanları ne derse o doğrudur.
Bakmıyor ki, ben bunun içinde kendimi görebiliyormuyum...
Paristeki ne dese moda oluyor.
Bunu yıkmak ne mümkün, teklifi bile düşünülemez.


Bu gizli cahiller beni deli edecek.
Gizli, çünkü kabul etmiyorlar cahilliklerini.
En iyisini Cicero diyor bunlara...
'Herkes düşüncelerinde yanılabilir; ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar.'

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Çabuk ‘YAZ KIZIM’

Bugünün spesiyali... Hukuk.

-Ya ihtiyar bırak bize güzel şeyler yaz, gözünü seveyim
başımızı ağrıtma şimdi şu zamanlarda.
-Olmaz! Yazacağım; fakat mümkün mertebede baş ağrıtmadan somut şeyler vereceğim. Özellikle okuyası olmayanlar okusun.
Hep bu pastanın kremasını yemeyelim...

Ülkemizde öyle bir hukuk var ki, adına hukuk denmez.
Hukuk bir ülkenin temel direğidir.
Toplumu düzen altına alan kuralların bütünüdür.
Peki bizim hukukumuz ne durumda...

Biz dünyadan pek bağımsız yaşayıp, içerde birbirimizi yediğimiz için durum ortada..
Dünyanın hiçbir yerinde olmayanlar var bizim hukuk sisteminde...
Birkaç tane paylaşalım sonra da çözüme bakalım:
Mesela bizde olan yüksek mahkeme sayısı kimsede yok maaşallah,
Tam 10 tane yüksek mahkememiz var.
Hepsi birbirinden bağımsız, biri diğerine karışamıyor...
Anayasa Mahkemesi başkanı iktisatçı olan dünyada tek biziz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de durumumuz aşikar:
En çok başvuran ülke sıralamasında Rusya’dan sonra 2.sırada geliyoruz.
En çok mahkum olan ülke sıralamasında da 1'inciliği kimseye kaptırmıyoruz.
Maddi bakımdan da AİHM'ye ciddi derecede mahkum oluyoruz.
Bu durumu ticari olarak kullananlar da yok değil.
Ülkenin ödediği para ortada, rakamlara boğmayalım şimdi.

Sorunlarımızın başında yoğunluk var.
Yargıçlara düşen davalar, en önemli sorunumuz değil mi zaten?
Uzayanlar,zaman aşımına uğrayanlar neler neler…
Dava açmaya korkar olduk. Mahkemelerde hayatımızı geçirmek istemiyoruz.
Hemen taze örnek:
Şu meşhur 27 yıl süren Dev-yol davası yeni sonuçlandı.
11. Ceza Dairesi :
"Savunma hakkı kısıtlandı" ve "Bir sanık daha öldü" diyerek usulden bozdu davayı.
Sevinenler davanın sonucundan çok sonuçlandığına sevindiler.
Kimi ebediyete uğurlanmış, kimi ihtiyarlamış torun torba sahibi olmuş bu süre içinde.
-Peki ya çare sen ne diyosun bu işe ?
Tam çözümü kestirmek güç sistem çok dağınık; fakat mümkün olduğunca hukuk basit olmalı.

Hangi mahkemeye dava açacağımızı bilmiyoruz daha.(Haliyle 10 tane olunca)
Biz değil sade; hukukçularda aynı durumdalar.
Bunu kendim gözledim tam 4 tane mesleğinde en üst mertebelerde olan hukukçulara aynı dava hakkında görüşlerini aldım,sorular sordum aynı dava hakkında...
Sonuç,yarısı İdari Mahkemede açılacak; yarısı da Adli Mahkemede açılacak dedi.
Bir davayı nerde açacağınızı bilememek veya belli olmaması çok vahim bir şey olmalı;
çünkü yanlış bir yerde dava açmanız size Türk hukuk sisteminde en azından bir yıl kaybettirir.
Bu bile netleşmemiştir henüz...

Öncelikle basit yargı.