Gelive ebey, iki lafın belini gırıverem senle...

25 Eylül 2009 Cuma

Gidiyorlar, gündüz gece.


Her bayram geldiğinde içimde farklı bir üzüntü doğar.
Nedeni;her yıl bayram tatillerini kana bulayan, trafik kazaları.
Yine bayram bilançosu,hüsran.
-100'den fazla ölü, birsürü de yaralı.
Ne yazık ki yine yollar kan gölü.
'Peki bunun nedeni ne ?' Hep sorarım bunu kendi kendime.
-Yapılmamış ve bölünmüş yollar mı,insan hataları mı yoksa daha başka şeyler mi ?
Ya da Ünal Turgut'un deyimiyle,
'Yatakta canavar gibi olmayanlar,yollarda trafik canavarı mı oluyor?'


Avrupayla yapılan bir karşılaştırmaya bakalım,
*Türkiye’de 1 yıldaki ölümlü kazaların toplamı, 27 AB ülkesinin 1 yıllık toplam kazası kadar.
*Bizdeki kazaların %40 alköllü araç kullanmaktan, onlarda ise bu oran %5;avrupayı böyle acı tablolarla geçmek beni bu ülkenin vatandaşı olarak düşündürüyor.
Şu da bir gerçek cezalar avrupaya göre çok düşük, özellikle kırmızı ışık ve emniyet kemeri konusunda uçuk farklar var.
Az önce ulaştırma bakanı yapılan yollardan dolayı bölünmüş yollarda olan kazalar geçen bayramlara göre %80 civarı az oldugunu söledi.
Bu tabloda sevineyim mi yoksa üzüleyim mi ?
-Bilemedim.
Tek dileğim:İnsan hayatına daha çok değer verilen bir yurtta yaşamak.

24 Eylül 2009 Perşembe

KELLE-PAÇA



Ohhh be sonunda yazasım geldi uzun bir aradan sonra...
Tamda herkes uyurken..(bu müthiş birşey)
Hadi yazalım birşeyler ..
- İyi de ne ?(Bak böle giderse yine hiç bi şey yazamadan kapatacam haa!!!)
- O kadar çok şeyi yazmak istiyorum ki içimdekileri ortaya şöyle doluca kusup iyice rahatlayayım.
Yazasım bir türlü gelmedi,napıyım sindire sindire...
Patlamaya hazır volkan konumundayım bir süredir inan..
Az önce değerli dostum Kemal ile paça çorbası içtik..
-mmm(müthiş)
Çok evvelden beri içeriz hayri efendinin bu leziz çorbasını...
Onun için müsteri önemlidir, cebine bakmaz gelenin, senin paran var şöyle gel yoktur onun yerinde.
Herkese de vermez bu çorbasını...
İnsanın tutukluk yapması iyi bi şey değil inan.
Yarın görüşürüz...Uykusu geldi bu ihtiyarın artık...
Ağzının tadı bozulmadan yatsın...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

The World Poker Tour-Kıbrıs


Epeydir kapalı, uğrayamadım restorana ...

Hayırdır bayram değil seyran değil nerdesin niye kapalı dükkan ?
Geçen haftadan beri, Kıbrıs semalarında esiyorum.
Fakat en çok canımı sıkan havanın bana uyum sağlamaması.
O, esmek değil benim yahnimi yapmaya niyetli, daha ilk adımda anladım niyetini.
Uçaktan indiğimde puuuhh...

Buhar üflüyor yüzüne karşı.
Rahat nefes almak ne mümkün...
—İyi de be adam ne işin var orda ?
Aslında bunun cevabı,
Türkiye de olma sebebim.
Bu yıl dünyanın en önemli turnuvası olan,
The World Poker Tour, Kıbrısta.
Bir Vegas havası olmasa da...
Kıbrıs bir başka...
Nasıl olurda ben olmam ki burada.

Dünyanın her yerinden poker oyuncuları gelecek bir çok kişide gelmiş görünüyor.
En önemlisi de Vegastan poker uzmanlarının buraya gelmesi.
Vegastan oyuncu hele de uzmanları getirmek hiç kolay bir iş değildir.
Bu kişileri izlemeye gelenler Kıbrıs’a yeter de artar bile.
Amerika da ki bir turnuvaya, 35 bin kişi izlemek için geldiği anımsanırsa.

Bu önemli ayağın Kıbrıs için yararını anlatmakla bitiremem…
Turizmdeki payın yarısını casinolardan alan bir ülke için bu turnuva çok değerli olmalı.
Şu ana kadar yaptığı en büyük turnuva diyebilirim rahatlıkla..

KKTC yi önemli çok değerli günler bekliyor.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Ön Yargıları Yıkmak




Vegasta olsun burada olsun ağırladığım misafirlerimin şaçma sapan Avrupa hayranlığı beni çıldırtıyor, özelliklede 'sözde entelektüel' misafirlerimin beyinleriyle oynayıp onları zihnimde yerden yere vurmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Aslında acıyorum onlara...
Korkunç derecede kalın bir önyargıları var bunların.
Bu özentiyi anlamak ne güç bişey.
Yemeklerle ya da içeceklerle milliyetçilik yapmak niye ?
Bu Fransız ya da Yunan...
Bunlar için çok önemi var bunun.
Anlamış değilim...
Damak neyi severse hoş o'dur.
İkram ettiğiniz herhangi bir şeyi ülkesine basarak söylerseniz, bunlar başka bir havayla yiyip içiyor.
-Bunu Fransa'dan getirttim bak..
-Bak bu İngiltere'den aldığım meşhur kahve...
- Azizim bayılırım ben İngilizlerin kahvesine...
Hayır aslında bizim bakkaldan pardon 'marketten' aldım o kahveyi...
İçine tuz katsam yine...
- 'Iımmmm' bu İngilizlerin kahvesi var ya dünya da yok.
Tabii kalite var, tat var o ayrı;ama bunlar da ondan yok.
Nedir bu zevksizlik, bayağılaşmak.
Fransız şarabı diye üzüm suyu versem beğeniyor.
-Evet bayım bunu pariste bir restaurantta tatmıştım.
Çırpınıyorum bak bunu yapma be adam.
Böyle bir Avrupai düşünce nereden gelir.
Anlamak için, tarihle ilişkilendirmek istiyorum belki tarihe özeniyorlardır bunlar..
Ama alakası yok o zaman ki Avrupa hayranlığı ile şimdikinin..
Tamam kalite,hassasiyet ama bunların onlarla bir ilgisi yok.
Bunların stil danışmanları ne derse o doğrudur.
Bakmıyor ki, ben bunun içinde kendimi görebiliyormuyum...
Paristeki ne dese moda oluyor.
Bunu yıkmak ne mümkün, teklifi bile düşünülemez.


Bu gizli cahiller beni deli edecek.
Gizli, çünkü kabul etmiyorlar cahilliklerini.
En iyisini Cicero diyor bunlara...
'Herkes düşüncelerinde yanılabilir; ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar.'

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Çabuk ‘YAZ KIZIM’

Bugünün spesiyali... Hukuk.

-Ya ihtiyar bırak bize güzel şeyler yaz, gözünü seveyim
başımızı ağrıtma şimdi şu zamanlarda.
-Olmaz! Yazacağım; fakat mümkün mertebede baş ağrıtmadan somut şeyler vereceğim. Özellikle okuyası olmayanlar okusun.
Hep bu pastanın kremasını yemeyelim...

Ülkemizde öyle bir hukuk var ki, adına hukuk denmez.
Hukuk bir ülkenin temel direğidir.
Toplumu düzen altına alan kuralların bütünüdür.
Peki bizim hukukumuz ne durumda...

Biz dünyadan pek bağımsız yaşayıp, içerde birbirimizi yediğimiz için durum ortada..
Dünyanın hiçbir yerinde olmayanlar var bizim hukuk sisteminde...
Birkaç tane paylaşalım sonra da çözüme bakalım:
Mesela bizde olan yüksek mahkeme sayısı kimsede yok maaşallah,
Tam 10 tane yüksek mahkememiz var.
Hepsi birbirinden bağımsız, biri diğerine karışamıyor...
Anayasa Mahkemesi başkanı iktisatçı olan dünyada tek biziz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de durumumuz aşikar:
En çok başvuran ülke sıralamasında Rusya’dan sonra 2.sırada geliyoruz.
En çok mahkum olan ülke sıralamasında da 1'inciliği kimseye kaptırmıyoruz.
Maddi bakımdan da AİHM'ye ciddi derecede mahkum oluyoruz.
Bu durumu ticari olarak kullananlar da yok değil.
Ülkenin ödediği para ortada, rakamlara boğmayalım şimdi.

Sorunlarımızın başında yoğunluk var.
Yargıçlara düşen davalar, en önemli sorunumuz değil mi zaten?
Uzayanlar,zaman aşımına uğrayanlar neler neler…
Dava açmaya korkar olduk. Mahkemelerde hayatımızı geçirmek istemiyoruz.
Hemen taze örnek:
Şu meşhur 27 yıl süren Dev-yol davası yeni sonuçlandı.
11. Ceza Dairesi :
"Savunma hakkı kısıtlandı" ve "Bir sanık daha öldü" diyerek usulden bozdu davayı.
Sevinenler davanın sonucundan çok sonuçlandığına sevindiler.
Kimi ebediyete uğurlanmış, kimi ihtiyarlamış torun torba sahibi olmuş bu süre içinde.
-Peki ya çare sen ne diyosun bu işe ?
Tam çözümü kestirmek güç sistem çok dağınık; fakat mümkün olduğunca hukuk basit olmalı.

Hangi mahkemeye dava açacağımızı bilmiyoruz daha.(Haliyle 10 tane olunca)
Biz değil sade; hukukçularda aynı durumdalar.
Bunu kendim gözledim tam 4 tane mesleğinde en üst mertebelerde olan hukukçulara aynı dava hakkında görüşlerini aldım,sorular sordum aynı dava hakkında...
Sonuç,yarısı İdari Mahkemede açılacak; yarısı da Adli Mahkemede açılacak dedi.
Bir davayı nerde açacağınızı bilememek veya belli olmaması çok vahim bir şey olmalı;
çünkü yanlış bir yerde dava açmanız size Türk hukuk sisteminde en azından bir yıl kaybettirir.
Bu bile netleşmemiştir henüz...

Öncelikle basit yargı.

10 Temmuz 2009 Cuma

Tuvalette 3 Yıl


İlginç bir araştırmaya kulak verelim;
Araştırma insanların hayatının ne kadarını tuvalette geçirdiklerini sorgulamış.
Cevap:
75 yaşına kadar yaşayan bir insan yaklaşık '3' yılını tuvalette geçiriyor
Evet yanlış duymadın bak bidaha yazıyorum
'3 yıl tuvalette'
Bence, bizde bu oran daha da yüksek.
-Nerden biliyosun ?
Bunu tuvalet kağıdı satışları söylüyor.
-Ne söylüyor ?
Kıçımızı silmek için tükettiğimiz kağıt miktarının, beynimizi parlatmak için tükettiğimiz kağıt miktarından fazla olduğunu söylüyor.
Yakın zamanda 'Tuvaleti Manzaralı Ev' görürseniz.
'Yahu bu nasıl zevk pezevenkliği'demeyin.
+ 25 yılda uyku, yazmayı unuttum.
Hadi gerisini de sen hesapla arkadaş...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Benim Günüm










Geçen hafta geldim ülkeme yaklaşık 2 ay buradayım..

Derhal kendimi beton yığınlarından ve bunaltıcı sıcaktan kurtarıp rahatlatmak için çok önemli aziz dostum Rıfat ağabeyimin yanına atmak istiyorum...
Hemen beni şu yaşımda değin gördüğüm en müthiş manzara olan boğaz manzaralı balkonuna buyur ediyor.

Şöyle derin bir nefesin ardından...


Kadehler konuyor masaya...
Rüzgarda formunda püfür püfür...
Hayır demek ne mümkün buna...
-Rıfat Ağabey, biliyosun keyfini sen yahu bu manzaraya ancak böyle doyulur.
-Zaten bu zamanda en iyi öğlen rakısı gider burda azizim.
-Eee Dünya hep sana mı güzel olacak pis pokerci.(Basıyoruz kahkahayı birlikte)

-Haydeee şerefe...
Boğazdan geçenlerle el sallaşıyoruz :)
Fotoğraf aşkıyla tutuşanlar, mutluluğumuzu görünce dayanamayıp basıyorlar deklanşörlerine birer ikişer.
Daha sonra hemen müziğimiz için o meşhur eski aletine davranıyor.


Müzeyyen Senar 'Benzemez kimse sana' diyerek eşlik etmeye başlıyor bize.
Gidiyoruz beraber eskilere ..
Beni en çokta, mazisi bir başka olan muazzam şarkısı 'köprüden geçti gelin' parçalıyor.


Mutluluk sarhoşluğundan mı? - Bilmem :)
Çıktıktan sonra farkına varıyorum.


'İhtiyar bugün senin günündü sanırım.'

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Penelope Cruz - Eski Amerikan Fordu




'Ne alakası var' demeyin..

Açıklayacagım benim için çok anlamı var ikisi arasındaki ilişkinin..

Geçen akşamüstü eski dergileri karıştırıyordum.
Birden Penelope Cruz'un fotoğrafını gördüm tam sayfa..
Hazine bulmuş gibi sevindim adeta.
Penelope'ın bende yarattıgı çok özel duygu vardır.
Bu kadına bayılırım zaten bayılmayan erkek de görmedim daha..
İçim geçmiş olmalı uyuklamışım koltukta...İhtiyarlık işte..
Adeta penelope ile uyuyorum sanki dergi elimde..

"El şeyin içinde.. Şey elin içinde..Ama şey şeyin içinde değil.."
Bunu da hıncal(uluç) ağabeyimden öğrendim çok gülmüştüm..
Aniden bizim hanım nasıl dürttüyse..
Hoplamışım..
Birden ne oldugumu anlamadım...
- Kalk gidiyorz.
-Nereye bee..
-Beni halama bırakcaktın unuttun mu?
-Ne halası be sonra gidersin.
-Kıvırma hadi kalk çabuk bu yaşına geldin hala...
-İyi be tamam bırakırım.
Ufak bir tranvadan sonra..
Garajı açtım arabayı çıkartacağım.
Bizim eski ford bitürlü çalışmaz arkadaş.
Las vegası az çok tanıyanlar bilir bu eski amerikan fordlarını.
Aslında müthiştir ama sahiplerine az çektirmemişlerdir.
Marşa bas allah bas.
'yok abii'
'lan az önce nerdeydin, şimdi nedesin be' diye söylendim kendi kendime
Penelope Cruz - Eski Amerikan Fordu.
1-2 saat uğraştıktan sonra baktım olacağı yok..

Ben tamirciye, hanım taksiyle halasına

Akşam ayaklarımı uzattım televizyon izliyorum.
Aklım yine başka biyerlerde...
Bizim hanım,

O dedi penelope...
10 milyon dolar ver tamam dese verirmisin?
Nerrrrdeeeeeeee dedim içimi geçirerek...
Hadi parayı bulduk diyelim..
En önemli sorunu nasıl halledecegiz.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

İNSANLAR SIĞIRLARA BENZİYOR

Dur hemen 'şaçmalama be ihtiyar bunamış bu' deme...
Önce bir kulak ver..
Bu araştırmayı duyduğumda ben çok sevindim açıkcası.
Aslında gerçekten şöyle bir baktığımız zaman benziyor be arkadaş..
Söyle ikisini yanyana koyup baktım...
İlk lafım..
'Benziyor yahu işte' oldu.

Hemen işe koyulup photoshop'u açtım..
İnternetten aldıgım bir karikatürü böyle değiştirdim.
En iyi böyle anlatabilirdim...





Şimdi bu ilginç araştırmaya bir gözatalım..
Çoğumuza hakaret gibi gelse de 6 yıllık çalışma sonucu elde edilen sığırın gen haritası böyle söylüyor.
Benzerlik şaşırtıcı, oran yüzde 80.

25 ülkedeki 300 den fazla bilim adamının analizlerine kısaca kulak verelim..

-İnsanlar sığırları yedi bin yıldan uzun bir süre önce evcilleştirdi
-Ayrıca insan sağlığıyla ilgili araştırmalara da etkisi olabileceği belirtiliyor.
-Sığırların 22 bin geni bulunuyor ve bunun yüzde 80'i insanlarınkiyle aynı.
-Sığırların kromozon ve DNA yapısının da fare ve sıçanlara kıyasla, insana daha çok benzedigi söylüyor.
-Sığır genlerinin çözüldüğü araştırma altı yıl sürdü ve 35 milyon dolara mal oldu.

"Peki ihtiyar şimdi biz birine 'sığır naber lan' desek" bu o zaman hakaret degil..
Sen yinede deme arkadaş...
Bu konu 'kırmızı çizgiler'i olan bir konu fazla da risk'e girmek istemem.
Ortada olan bir yanı var ki oda insan sağlığıyla ilgili araştırmalara etkisi.

Gözlediğim ortak yanları da paylaşıp yazıyı bitireyim.
Dili+iki gözü+ beyin yapısı+ beyinciği +apadisiti insanla ortak olan yanlarından.

30 Haziran 2009 Salı

Yaz'a direnmek ya da direnmemek

Yaz geldimi çoğu kişinin içi kımıldar ve o içerde uyuyan 'öteki' uyanmıştır artık.
Ona söz geçirmek zordur ve çokta inatçıdır. Duygular ferman dinlemez.
İnsanı havaya sokan ve hep bir yerlere götüren o müzikler(tıpkı benim bu yazıyı yazarken yaptığım gibi),güzel hava eşliğinde...

İçerdekileride isyana kaldırır.
İnsanın gönlüne söz geçirememesi,direnememesi aslında herşeyi aşikar kılar.
İçindeki seyahat kıvıldanmasına dayanamaz;çünkü artık hayata bahar bulaşmıştır.
Karanlık geçen zamanlar,bütün sezonun sırtındakı dayanılmaz yükü,usanmak...

Buna direnmek ne mümkün,kontrol edemez artık içindekileri;aslında kontrol etmekte istemez




Evet,

Aslında sonuçta budur insan buna uymak ister, karşı çıkmak ona direnmek degil.

Kışın kalınlaşmış teninin güneş görmesini,nefes almasını ve başka tenlere yakın olmasını ister. İsyancılarına uymak hergün başka yerlere göçmek ister.Zaten içindekilerin bavulları hep topludur.

Onlar hep hazırdır bu zamanlarda.(herzaman "let's go" derler.)
Bütün bunlardan bir kaçamak yapmak, başka yerlere göçmek, herşeyi olduğu gibi bırakmak ister. Gönül yayları gevşemiştir.
Artık herzaman baktığı gönül penceresini biraz daha aralamıştır bu zamanlarda.






Hep başını koyacak sığınacak birini arar.

Kimi prensini, kimi prensesini,kimi de yaz aşkını arayış içindedir.
Zaten hep bir arayış içinde degilmiyiz?

Hep bir şeyler aramaz mıyız?

Kimilerininse böyle bir havası yoktur.Bıktığını usandığını ve hatta bunlara doyduğunu düşünür.Onların arayışı daha farklıdır.

Yalnızca doğayla yakınlaşmak,tabiatla sevişmek ister.
Yayıla yayıla hamak keyfi yapmak ister esen yaz rüzgarları eşliginde.
Bu yaz rüzgarları akşamlarıda büyük mesaidedirler aslında insanlar pek farkında olmazlar.

Bu hoş rüzgarlar öyle bir kimliğe büründürür ki insanı, yaz akşamlarının kahramanıdır adeta..
Kısacası yaz bambaşka birşeydir.
Kişilerin ondan aldıgı hazı anlatmak güçtür.
Analtılamaz...
Yaşanır...

28 Haziran 2009 Pazar

İHTİYAR'IN YERİ



Evet arkadaşlar restoranı bugün açıyoruz..

Muhabbeti,müşterisi,bereketi bol olsun..

Bu ihtiyar dili döndüğünce birşeyler paylaşacak burda.
En leziz menüyü sunup,
keyifle izlenmesi için uğraş verecek.

-Sen de kimsin be adam nerden çıktın?
-Ne yazacaksın,ne zamanları yazacaksın?
-Seni neden takip edelim?

-Peki ya vizyonun,misyonun..

-Kısacası burada var olma sebebin ne be adam?
Bu sorulara cevabım basit:Amacım, geyik değil fikir üretmek.



Uzatmayacağım ilk yazı bu kadar.

Yolumuz açık olsun, restoranımız hep muhabbetle dolsun..

25 Haziran 2009 Perşembe

Başlıyor..

blogların en lezzetlisi için çabalıyorum..

çok yakında başlıyor..